Ermeni-Türk platformu

Türkiye, Ermenistan ve diasporadan görüşler
Tüm yazılar Türkçe, Ermenice, İngilizce ve Fransızca dillerinde

 

Geçiş dönemi adaleti açısından Kürt meselesi

 
 
 

Başka bir bakış


Geçiş dönemi adaleti açısından Kürt meselesi

Théotime Chabre

 

 
Théotime Chabre

Türkiye uzmanı Fransız araştırmacı

21 Mart 2015’te Türkiye'deki Kürt hareketinin tarihsel figürü Abdullah Öcalan silahlı mücadelenin bırakılması için PKK'ya çağrıda bulundu. Bu çağrı Türk hükümeti ve Kürt hareketinin temsilcileri arasında yürütülen barış sürecinin ilerlediğini teyid ediyor. İç savaş yılları yavaş yavaş uzaklaşırken çatışmanın mirası daha net ortaya çıkıyor : 45 000’den fazla can kaybı, coğrafi, etnik ve sosyal bölünmeleri devasa hale gelmiş bir ülke. 2000’li yıllardan beri 1980 ve 1990’larda insan hakları mücadelesinde bileşen farklı aktörler çatışmaların azalmasından istifade ederek barış içinde bir topluma geçiş için hazırlıklara başladılar. Uluslararası deneyimlere dayanan hafıza ve uzlaşma projeleri aracılığıyla geçiş dönemi adaleti uygulamalarının öncüsü oldular.

30 YILLIK MÜCADELE

Eylül 1980 ve Türkiye’de insan hakları savunucusu örgütlerin doğuşu
Türkiye’de ilk insan hakları derneklerinin 12 Eylül 1980 darbesine bir tepki olarak kurulur. Temel özgürlüklerin ortadan kaldırılması ve ülkedeki entelektüellerin büyük kısmının hapse atılmasına karşın İnsan Hakları Derneği (İHD) 1986’da kurulur. Hızla başka örgütler hayata geçer, 1990’ların başında ülkede etkin olan ona yakın insan hakları kuruluşu vardır. Bu tarihte artık Türkiye’de bağımsız ama birlikte hareket eden ve ortak idealleri paylaşan bir insan hakları hareketinden bahsetmek mümkündür. İnsan hakları Derneği’nin dışında Mazlumder ve Af Örgütü de tüm bireysel hakları ihlallerini ele alırlar. İşkence üzerine çalışmalar yürüten Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TIHV) gibi örgütler de özel bir konuda uzmanlaşırlar.

PKK ve Kürt hareketinin özerkleşmesi

1990’lı yıllar boyunca devlet ve PKK etrafında toplanmış Kürt bağımsızlık hareketi arasındaki çatışmaların yoğunlaşması insan hakları hareketinin yeni bir döneme girmesine yol açar. Ordunun olağanüstü hal bölgesinde[1] sivillere yönelik ihlallerini kınayan kampanyalar düzenlenir. 27 Mayıs 1995’te, Arjantin’deki Mayıs Meydanı annelerinden esinlenerek, IHD üyeleri ve kayıp aileleri ilk defa İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanarak “gözaltında kayıpları”n akıbetini sorarlar.  Çoğu Kürt olan bu siviller devlet güçleri ya da paramiliter yapılar tarafından kaçırıldıktan sonra ortadan kaybolmuşlardır. 1999’da bir süre ara verene kadar her hafta Cumartesi anneleri toplanmaya devam eder. Devlet tarafından sürekli bir şekilde baskı gören bu eylem iç savaş yıllarının en karanlık döneminin sembol eylemi olarak kalır.

Daha sonra Kürtler çatışmanın belirli sorunlarına odaklanan kendi örgütlenmelerini kurarlar. 1997’de kurulan Göç-Der köy yakmaların büyük şehirlere göç etmeye mecbur bırakılan binlerce kurbanına destek olur. Başka bir örnek 2001’de  kayıpların hafızasını yaşatmak için kurulan Yakay-Der’dir. Dernek aynı zamanda kayıplardan sorumluların yargılanması için verilen mücadeleye destek olma amacını da güder[2]. Kürt hareketine yakın siyasi figürler tarafından bilinir hale getirilen bu örgütlerde aktivistler ilk deneyimlerini edindikleri büyük derneklerle yakın ilişkilerini sürdürürler. Bu derneklerle ulaşması çoğu zaman zor olan saha arasında ilişkiyi sağlarlar.

Hak mücadelesi yürütenler için kolay bir dönem değildir, bu alanda mücadele vermek çoğu zaman askerlerin şiddetli baskısına maruz kalmak anlamına gelir. 1990’lı yılların sonunda ancak çatışmalar azalır ve çatışan iki taraf arasında daha olumlu bir hava oluşur.

Hükümet ve PKK arasında müzakerelerin başlaması

1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından çatışmaların yoğunluğu azalır. 2002’de Öcalan AB uyum yasaları çerçevesinde idam cezasının kaldırılmasıyla idam edilmekten kurtulur. Aynı yılın kasım ayında olağanüstü hal kaldırılır. Kademeli olarak AKP hükümeti sivil kurumları Kürt meselesinde en sert tutumu alan, Cumhuriyetin omurgası niteliğindeki orduya hakim kılar. Kürt hareketi de İmralı’da mahkum ancak hala çok etkili olan Öcalan’ın direktifleri ve önce DTP, daha sonra BDP ve HDP üyelerinin girişimleriyle yavaş yavaş bağımsızlıkçı taleplerinden vazgeçer. Kültürel özerklik etrafında şekillenen yeni talepler Kürt projesini yetkililer nezdinde daha kabul edilebilir hale getirir. 

Hükümet 28 Aralık 2012’de 2005’te başlayan bir süreç sonucunda Öcalan ve MİT üyeleri arasında görüşmelerin gerçekleştiğini kabul eder. İniş çıkışlarına rağmen 21 Mart 2013’te PKK tarafından yeni bir ateşkes ilan edilir. Bu tarihten beri ateşkes bozulmamıştır ve geçen 28 Şubat’ta doğrudan müzakerelerin başladığının ilanı iç ve dış siyasi gelişmelere çok hassas olan sürecin derinleştiğine işaret ediyor.[3]

Kürt meselesi daha az hassas denebilir ve bu sakinleşme insan hakları aktivistlerinin işini kolaylaştırıyor. Dolayısıyla hedefleri de değişiyor. 1990’lı yıllarda yerel ve ulusal derneklerin ve siyasi kuruluşların amacı sürekli aciliyet arz eden bir durum içinde ihlallerle mücadele etmekti. 2000’li yıllardan itibaren insan hakları hareketi ülkeyi bölen kitlesel şiddetin mirasına yöneldi. Barış içindeki bir topluma ulaşmak için çok sayıda geçiş dönemi adaleti girişimleri hayata geçti.

CEZALANDIRMAK, AFFETMEK VE HATIRLAMAK : Geçiş dönemi adaleti yerel girişimleri

Geçiş dönemi adaleti mekanizmaları

Afrikalı sosyolog Siphiwe Dube geçiş dönemi adaletini “baskı rejiminden demokratik bir rejime geçmeyi mümkün kılan bir kurallar ve uygulamalar” olarak tanımlıyor. Bir toplumda geçiş dönemi yürürlüğe girdiğinde yargılanmayı bekleyen kitlesel şiddet eylemlerinin varlığı demokratikleşme sürecine engel oluşturabilir. Somut olarak geçiş dönemi adaleti hukuk sisteminin iç siyasal, sosyal ya da finansal kısıtlamalarını aşmak ve toplumun katharsis sürecini mümkün kılmak için ortaya konan bir mekanizmalar bütünüdür. Türkiye’de 2000’li yılların başında geçiş dönemi adaleti kavramı bilinmezken yerel aktörler tarafından bu şekilde tanımlanmasa da bu alanda yer alan pek çok girişim gözlemlenir.

Dokunulmazlığa karşı mücadele

İlk aşama kurbanlara hukuk nezdinde tanınma ve telafi sağlamaktır. İnsan hakları savunucularının failleri yargı önüne çıkarmak için çabaları sonuç getirmeye başlamıştır. 2009’dan beri Cemal Temizöz altı başka şüpheliyle birlikte olağanüstü hal döneminde işledikleri suçlar sebebiyle yargılanmaktadır[4]. Temizöz davası pek çok kişi için –davaya konu suçlar yargılanmayı bekleyenlerin çok küçük bir kısmına tekabül etse ve kat edilmesi gereken daha uzun bir yol olsa bile -1990’lı yıllarda askerler tarafından işlenen suçların üstünü örten perdenin aralanması anlamına gelmektedir. Bu durumu hatırlatmak için Cumartesi anneleri aynı yıl toplanmalarını tekrar başlattılar. Geçen 25 Ekim’de 500. defa “gözaltında kayıplar” için hakikat ve adalet arayışlarını haykırdılar.

Dokunulmazlığa karşı mücadele hafıza mekanları şeklini de alıyor. Kürt bölgelerinde HDP-DBP’li belediyeler kurbanların kamu nezdinde tanınması için ulusal ölçekte bir girişim beklemediler ve çatışmada öldürülen çocukların anısına Lice ve Van’da parklar açtılar.[5] Aynı şekilde Diyarbakır cezaevini “Utanç müzesi” yapmak için yürütülen medyatik kampanya da savaşın vahşetine tanıklık eden bir mirası koruma iradesini simgeliyor.

Uzlaşma : hafızaları ortak bir hikayeyle aşmak

Başka girişimler Türkiye’nin batısı ve Kürt bölgeleri arasında köprüler kurarak ortak bir hafıza oluşturma gereğinin altını çizdiler. Sosyolog Leyla Neyzi’nin yürüttüğü « Gençler Anlatıyor » projesi Muğla ve Diyarbakır’dan üniversite öğrencilerini ülkenin yakın tarihine dair kişisel algıları üzerinde çalışmak için bir araya getirdi. Gençler daha sonra 2011 yılında Sabancı Üniversitesi’nde bir atölye düzenledi. Aynı şekilde 16 Mayıs-8 Haziran 2014 arasında “Two Faces of Suffering (Acının İki Yüzü / Du Rûyên Êşê)” sergisi İstanbul’da Tütün Deposu’nda düzenlendi. Bu sergide fotoğrafçı Kamuran Erkaçmaz iki taraftan kurbanların yakınlarının portrelerini yan yana koyarak ülkeyi kemiren kör acıların evrenselliğini göstermeye çalışır.[6]

Bu girişimler bir uzlaşma sürecinin gerekli aşamalarıdır : adalet hakkı, “hafızalaştırma”, ortak bir hafıza inşası. Ancak ülke çapında bir uzlaşma rüzgarı estirmek için gereken koordinasyon ve yaygınlaşmadan yoksunlar. Bu tespit yeni kuşak dernekleri 2000’li yılların sonundan itibaren insan hakları mücadelesi yöntemlerini yenilemeye ve uluslararası uzlaşma süreçlerinden esinlenerek geçiş dönemi adaleti girişimlerini açıkça talep etmeye yöneltti.

ULUSLARARASI DENEYİMLERDEN YARARLANMAK

Geçiş dönemi adaletinin uluslararası alanı

Yukarıda ele alınan örnekler ve uluslararası uzlaşma süreçleri arasındaki en önemli fark uygulamaya dairdir. Esasında bu deneyimler 1980’li yıllardan beri uluslararası fikir alış verişlerinin ve Latin Amerika’da ilk bağımsız komisyonların hayata geçmesinin sonucudur. Bu alanın kuralları ve araçları elliden fazla ulusal uzlaşma sürecinin deneyimine dayanır ve Birleşmiş Milletler’in desteğine sahiptir. Ayrıca bu süreçler standartlaşmış bir okuma tablosuna dayanırlar, bu şekilde süreçleri karşılaştırmak mümkündür. İşlenen adaletsizlikleri çözmek için bu prensipleri benimseyerek geçiş dönemi adaleti savunucuları buna bağlı olarak uluslararası uzmanlık ve meşruiyetten de faydalanabilirler.

Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren yeni kurumlar

Aralarında “Adalet Hakikat Hafıza Merkezi” (HAHM), Tesev ve 78’liler Vakfının bulunduğu bu kurumlar geçiş dönemi adaletinin Türkiye’de yaygınlaşmasına uluslararası belgeleri Türkçeye çevirerek, uluslararası konferanslar düzenleyerek ve Türkiye’nin meselelerine standartlaşmış bir okuma tablosu getirerek katkıda bulunurlar. Örneğin HAHM “gözaltında kayıplar” ile ilgili bir veri tabanı oluşturmaktadır. IHD ve Yakay-Der tarafından yürütülen benzer projelerde bulunmayan bu karşılaştırmaları kolaylaştıracak titiz çalışma olası bir Hakikat ve uzlaşma Komisyonu’nun kurulmasına hazırlık amacını taşımaktadır.[7] Bu projenin tamamında uluslararası işbirliği gözlemlenmektedir : kurallar International center for transitional justice (ICTJ)’in getirdiği kurallardır, kullanılan program İsviçreli Huridocs kurumuna aittir, Birmanya’da yürütülen proje model alınmaktadır, Arjantin’den CELS ve Memoria Abierta ile Sırbistan’dan Humanitarian Law Center’dan danışmanlık alınmaktadır.

Ayrıca içeriklerin İngilizce hazırlanması başka ülkelere dönük bir açılım getirmektedir. Bu durum çoğu zaman tek dilde, kimi zaman Türkçe-Kürtçe yayın yapan daha önceki derneklerin sahip olamadığı bir medyatik yankıyı mümkün kılmaktadır. Bu yankı ve uluslararası meşruiyet yabancı fonlardan daha kolay faydalanmayı sağlamaktadır.

SONUÇ

İnsan hakları savunucularının girişimleri barış sürecinin canlılığına katkıda bulunmaktadır. Bu katkılar son derece gerekli olsalar da çoğu zaman yerel ölçekte kalmakta ve ana akım medyada sınırlı bir şekilde yer almaktadırlar. Geçiş dönemi adaletine odaklanan yeni kurumların çalışması insan hakları hareketinin etkinliğini ve koordinasyonunu arttırmaya katkı sağlayabilir, ancak Türkiye’de yankıları henüz marjinal düzeydedir. Bu girişimlerin tamamı daha büyük bir etkiye sahip olma potansiyeline sahiptir ama günümüzde sadece devlet ve PKK müzakereleriyle sınırlı olan ülke çapında bir yaklaşımın desteğine ihtiyaç duymaktadır.

Silahlı mücadeleyi bırakmanın karşılığında hükümet Kürtlerin bireysel haklarını ve kültürel özerkliğini garanti altına alan önlemler önermektedir. Bu önlemler, özellikle de anayasal vatandaşlık tanımından etnik özellikte atıfların çıkarılması, Kürt halkının tarihsel taleplerinden biridir. Ancak otuz yılda çatışmanın açtığı devasa yarayı tedavi etmeye dair hiçbir öneri dile getirilmemektedir. Müzakereleri ülkenin birliği ve terörle mücadele adına kınayan MHP seçimlerde üçüncü parti olmaya devam etmektedir. Kürtlerin açısından bakıldığında hareketin sarsılmaz lideri olarak kalsa da Öcalan tam bir kontrole sahip değildir. Çeşitli desteklere sahip pek çok bağımsız grup çıkarlarının gözetilmediğine inanırlarsa şiddete başvurabileceklerini Kobane eylemleri sırasında göstermiştir. Günümüzde öncelik çatışmaların bitmesidir. Ancak barışın uzun vadeli olabilmesi için devlet ve PKK arasında yürütülen diyalogun sivil topluma da açılması ve ülkenin vatandaşlarına söz hakkı verilmesi gerekir. Çatışan tüm taraflarca işlenen suçları araştıracak bağımsız bir komisyonun kurulması gereklidir. Bu komisyon hem devletin hem de Kürt hareketinin silahlı güçlerinin desteğini almalıdır.

Bu komisyon dünyada geçiş dönemi adaleti süreçlerinde başlı başına bir kurum haline gelen “Hakikat ve uzlaşma komisyonları” gibi uluslararası modellerden esinlenebilir. Kasım 2013’te yayınlanan çözüm süreci meclis komisyonunun raporunda bu seçenek detaylı olarak ele alınmıştır. Kürt hareketinde çatışan tüm taraflarca işlenen suçları araştırmak için bir komisyonun kurulması tekrarlanan bir taleptir. Ancak sadece müzakerelerin sonuçlanması iki tarafın da siyasi güçlerine Türkiye toplumunun uzlaşması ve yeniden kurulmasını üstlenecek bağımsız bir komisyona gereken meşruiyeti sağlamak için imkan sağlayabilir



[1] OHAL (Olağanüstü Hal Bölge Valiliği) 1987’de kurulur, 20 novembre 2002’de kaldırılır.

[2] İstanbul Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği (Göç-Der), et Yakınlarını Kaybeden Ailelerle  Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (YAKAY-DER).

[3] 2009’dan itibaren barış sürecine dair detaylı bir analiz için Jean Marcou’nun 2 Mart 2015 tarihli Ovipot makalesine bakılabilir : http://ovipot.hypotheses.org/10958

[4] 2008 sonunda bir mahkum aralarında Albay Cemal Temizöz’ün de bulunduğu pek çok kişinin 1993 ve 1995 arasında Şırnak’ta yirmiye yakın sivilin öldürülmesinden sorumlu olduğu yönünde ifade verir. İki şahit tarafından tanınan Tenizöz 2009 Eylül ayından beri yargılanmaktadır. Olağanüstü hal döneminde işlenen suçlarla ilgili yargılanan en üst düzeyde askerdir.

[5] 2010 yılında üç yerleşim biriminde savaş kurbanı çocukların tamamının anısına Ceylan Önkol’un -28 Eylül 2009’da askerler tarafından vurularak öldürülen kız çocuğu- adını taşıyan parklar açılır.

[6] Gezi eylemleri sonrasında kurulan Caferağa Dayanışması’nda da sergilenmiştir ve başka şehirlerde de açılması planlanmaktadır.

[7] Zorla Kaybedilenler veritabanı : http://www.zorlakaybedilenler.org

E-bülten

E-bültenimize üye olmak için

"Repair" proje ortaklari

Twitter

Facebook