Ermeni-Türk platformu

Her ay yeni bir tema
Türkiye, Ermenistan ve diasporadan görüşler
Tüm yazılar Türkçe, Ermenice, İngilizce ve Fransızca dillerinde

 

Ermeni Soykırımının yüzüncü yıldönümünden sonra siyasi ve hukuki alanda yer almalıyız

 
 
  Ermeni diasporasından bakış

Ermeni Soykırımının yüzüncü yıldönümünden sonra siyasi ve hukuki alanda yer almalıyız

I. Aram

 

 
I. Aram

Kilikya Ermeni Kutsal Makamı Katolikosu

Mediamax sitesinde yayınlanan bu röportajda I. Aram Ermeni soykırımının yüzüncü yılının sadece bir dizi etkinlikten ibaret olmadığını ama “Şehitlerin anması olduğunu”belirtti. Gençlere ve uluslararası kamuoyuna Ermenilerin Türkiye’den taleplerinin olduğunu hatırlamak gerektiğinin altını çizdi. Sadece geçmişi hatırlamanın ve onu bilinir kılmanın yeterli olmadığını, işlenen suç için telafiler istenmesi gerektiğini aktardı. Kilikya Katolikosu’na göre tazminatların hukuki yönüne önem vermek artık bir aciliyet haline geldi. Tanıma taleplerini ihmal etmeden bu konuya özel bir vurgu yapılması ve bunun için Ermenistan, Artsakh ve Diaspora’nın birleşmesi gerektiğini belirtti.

İçinde bulunduğumuz yıl Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılı olarak dikkat çekici bir öneme sahip. Bazı insanlar soykırımın tanınması, kınanması ve telafisi üzerine verilen mücadelenin yüzüncü yılla birlikte yeni bir aşamaya geldiğine inanıyor. Bazıları ise meselenin bundan sonra Ermenistan ve Diaspora için önemli bir odak noktası olmayacağından endişe duyuyor.

Öncelikle, sözün değil eylemin gücüne inanan biri olarak röportajlar vermekten kaçındığımı belirtmek isterim. İnandığım ve vatanımız, ulusumuz ve kilisemiz için hayırlı olacağını düşündüğüm her konuda elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Aslına bakarsanız hangi konularda ne yaptığımız daha çok konuşulmalı.  Bir ulus, kilise ve toplum olarak bugün yapmamız gerekenleri planlamalıyız.

Birlik ve beraberlik içinde halkımız ve ulusumuziçin en yüksek önceliklerimizi belirlemeliyiz. Bundan sonraki eylemlerimizi, farklılıklarımızı ve farklı görüşlerimizi koruyup saygı duymak suretiyle açık ve gerçekçi bir şekilde belirlemeliyiz.  Bütün bunları, bencillikten, aşırı duygusallıktan ve tek taraflı bakıştan uzak bir şekilde vatanımızın ve ulusumuzun ortak çıkarlarını gözeterek yapmalıyız. Bu konuda her zaman hevesli ve kararlı olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Ermeni Soykırımının Yüzüncü Yıldönümü anma törenleri belirli bir koordinasyon dâhilinde ve meselemizle ilişkili olarak hazırlanmış olsa da salt bir dizi etkinlikten ibaret değildir. Etkinlikler ne başlı başına bir sonuçtur, ne de kendi kendilerine biterler. Tüm yüzüncü yıl etkinlikleri şehitlerimizi ve onların hatırasını anma amacıyla gerçekleştirilmiştir. Hatırlamak, geçmişi unutmadan inancımızı onarıp büyütmek, bu inancı kutsal şehitlerimizin bıraktığı vasiyetle güçlendirmek ve gelecek günlere bu ruhla bakmaktır.

İkinci olarak, Ermeni Soykırımı, Ermenilerin maruz kaldığı katliamı ve geçmişin silinemeyeceğini insanlara ve uluslararası topluma hatırlatır. Geçmişini bilmeyen bir ulusun vay haline. Geçmiş dediğimiz hadiselerin, gelişmelerin ve bunların sürekliliğinin bütün olarak bir ifadesidir. Bunu hem gençlerimize hem de kaybettiği haklarını talep eden uluslararası toplumumuza hep hatırlatmalıyız. Haklarımız hala gasp ediliyor. Ulus olarak özveriyle ve inançla soykırım faili Türkiye’den ve uluslararası topluluktan haklarımızı talep etmeye devam etmeliyiz.

Üçüncü olarak, davamızı güçlendirmeliyiz. Bunu nasıl yapabiliriz? Tabii ki sadece geçmişi hatırlayarak ve hatırlatarak değil, aynı zamanda talep ederek yapabiliriz. Biz topraklarımızı kaybettik, bir buçuk milyon şehit verdik, kişilere, topluma ve kiliseye ait emlak ve arazilerimize el konuldu ve şimdi onlar Gaziantep (Antep), Kahramanmaraş (Maraş), Süleymanlı (Zeytun), Kars ve Kilikya’da karşımızda öylece duruyor. Biz buna kayıtsız kalamayız ve oraları yalnızca bir misafir gibi gezemeyiz.

Tüm bu nedenlerle yüzüncü yılın bizi kamçılayan bir süreç olduğuna inanıyorum. Bu süreç yalnızca kaybettiklerimizi hatırlama ve anma süreci değil. Bir meydan okuma zamanıdır. Bir diriliş çağrısıdır. Ulusumuzun hiçbir zaman susmayacak çanlarının sesidir. Bizler, vatanımız ve Diasporamızla bir ulus olarak bu uğurda mücadelemize devam etmeliyiz.

Geçmişi yeniden değerlendirmek ve yüzümüzü geleceğe çevirmek için yüzüncü yılı bir fırsat olarak görebilir miyiz? Buradan baktığımızda, soykırımın hayatlarımızdaki rolü nedir?

Yüzüncü yılın, bir meydan okuma, bir diriliş ve dava çağrısı olarak önemi yalnızca 2015 yılıyla ilişkili ve sınırlı kalmamalı. Bu sadece 2015 ile kesişmesi gereken bir süreç. Taleplerimize dair mücadelemiz her yılımızın hatta her günümüzün parçası olmalı. Her Ermeni, haklarından mahrum bırakılmış bir ulusun evladı olduğu bilinciyle yaşamalı. Kendimizi bilmek, “Ben kimim, ben haklarından mahrum edilmiş bir ulusun parçasıyım, bu konuda bir birey olarak ne yapabilirim?”sorularının yarattığı öz farkındalığımızla belirginleşecek ve mümkün olacak. Bizler 2015’ten sonra da davamız için mücadele etmeye devam etmeliyiz. Asıl soru, bunun nasıl olacağıdır. Eskisi gibi mi devam etmeliyiz? Hayır! Tekrarlar bazen bir ölçüde iyidir, ancak onların yanında ortaya öngörülü bir plan da koymalıyız. Halkımızın mücadelesine genellemeli, ikiyüzlü ve ihtiyatlı bir algıyla bakılmamalı.

Biz TALEP ediyoruz. Burada talep sözcüğü büyük harflerle yazılmalı. Böyle büyük bir kayba karşı isteksiz ve gayretsiz bir tutumu kabul edemeyiz. Geçmişe, doğru bir iç gözlemle bakmalı, nerede hata yaptığımızı, neleri başardığımızı ve bundan sonraki girişimlerimizi nasıl planlamamız gerektiğini değerlendirmeliyiz.

Yüz yılı aşkın bir süredir mücadelemizde belli başarılar sağladık ancak daha çok görece olarak telkin yönüne odaklandık. Bir dizi ülke Ermeni Soykırımını tanıdı ve diğerleri de gelecekte tanıyabilir. Ermeni davası organları bu amaç doğrultusunda önemli bir işin altından kalktı. Özgür ve bağımsız Ermenistan’ın yetkili makamları Diaspora’nın yirmi yıldan fazladır yürüttüğü çalışmaların hemen hepsine katıldı. Bunu mutlaka sürdürmeliyiz.

Ermenistan bu yıl Pan-Ermeni Deklarasyonuyla ulusal davamızın dış politikanın bir parçası olduğunu yineledi. Bununla beraber Ermenistan, Diaspora ve Kilise olarak hepimiz mücadelemize dair çabalarımızda birleştik. 2015 yılını Ermeni Soykırımı Yüzüncü Yılı olarak mimledik, dava niyetimizi ve bu davaya derinden bağlılığımızı ulusumuzun nezdinde yeniden öne sürdük. Burada yeniden soruyorum, sonra ne olacak? Şüphesiz Ermeni Soykırımının uluslararası alanda tanınmasına yönelik çabalarımıza devam etmeliyiz. Ancak içinde bulunduğumuz sürecin, tanınma meselesini göz ardı etmeden, mücadelemizin yasal yönüne özel bir vurgu yapacağımız en doğru zaman olduğunu da unutmamalıyız. Daha önceki konuşmalarımızda Ermeni Davası’nın siyasiliğine, uluslararası yönüne ve modernize edilmesine değindik. Bu üç alanda da büyük çaba gösterdik ancak hukuki yönü üzerinde de planlı bir çalışmayı başlatmamız gerekiyor. Kilikya Kutsal Ermeni Katolikosluğu cesaretle harekete geçen ve soykırım faili Türkiye’den Sis (Kozan) Katolikosluğunun iadesini talep eden ilk organdı.

Bu Ermeni Kilisesi’nin mülklerini yeniden kazanması yönünde aslında ilk yasal taleptir. Bu konuda nasıl bir ilerleme sağlandı?

Bir şekilde, mücadelemizin hukuki alanı bizim için kapalı bir kapıydı. Şimdi o kapıyı çalmamızın ve yavaş yavaş açmaya çalışmamızın tam zamanı. Gerçekçi olmalıyız. Bu kapı bir vuruşta açılamaz. Güzel ve duygusal demeçler verebiliriz ama yasal alandaki fırsatlarımızı da araştırmalıyız. Yaklaşık üç yıl önce bu amaçla uluslararası bir konferans düzenledik ve oraya uluslararası hukuk ve soykırım konularında en iyi şekilde uzmanlaşmış kişileri davet ettik.  Onlara “Uluslararası hukuk bizim meselemize nasıl bakıyor?” diye sordum. Bizler ve Katolikos olarak bizzat ben, son üç yıl boyunca fırsatlarımızı ve engellerimizi anlamak için bu meselenin hukuki yönleri üzerinde çalıştık. Davamızı uluslararası hukukun sunduğu olanaklarla yasal bir alana çekebilmek için yeterince cesur olmalıyız. Ama öncesinde planlamalı, koordine etmeli ve çalışmalıyız. Bu uzun bir süreçtir ve 2015 yılının sonrasında da davamızı tanıtmak, yasal ve siyasi alanlarda kapsamlı bir şekilde takip etmek için gereken sorumluluğu üstlenmemizi gerektirir. Bu çalışmayı mutlaka yürütmeli ve birlikte mücadele etmeliyiz. Birlikte derken, Ermenistan Cumhuriyeti, Diaspora, Ermeni Kilisesi, Ermeni Davası’nın tüm organları ve partilerini de içine alan tüm güçlerimizi kastediyorum.

Eğer telafi için ortak bir planımız yoksa ve bu konuda mevcut birçok değişik yaklaşım varsa bu nasıl olacak?

Ortak çabaları bir araya getiren yapı, Ermeni Soykırımı Yüzüncü Yıl Etkinlikleri Koordinasyonu Devlet Komisyonu olarak Ermenistan’da kurulmuştu. Ama bu yapının planlarımızın ışığında yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Şahsi görüşüme göre, birlikte hareket etmek, tekdüzelik ve aynılık anlamına gelmez. Elbette farklılıklarımızı korumalıyız. Çalışmalarımızın başarısı buna bağlıdır.

Ermenistan’ın bir ülke olarak farklı bir yaklaşımı olmalı. Diaspora, kilise ve siyasi partilerin de farklı yaklaşımları olmalı. Ermenistan, bir devlet olarak Türkiye’deki topraklarımızı talep etseydi, bu Türkiye’ye savaş ilan etmek anlamına gelirdi ve doğru olmazdı. Ancak Diaspora haklarından mahrum edilmiş insanları temsil ettiği için bunu yapabilir. Bu anlamda, kilisenin, partilerin, özellikle de Diaspora partilerinin kendi işleyiş tarzı olmalıdır. Açıkçası, bu çeşitliliği korumalı ama uyum içinde olmalarını sağlamalıyız. Burada ima edilen, rollerin uygun bir şekilde bölünmesidir.  Böylelikle gelecekte baktığımızda nelerin zamanında yapılmadığını belirlemek mümkün olacaktır. Bunu daha da netleştirmek istiyorum. Yüzüncü yıl etkinliklerini organize ederken sıralama için çok çaba gösterdik. Davamız ve taleplerimizin sadece hukuki değil, aynı zamanda politik olması doğaldır. Bu nedenle çalışmaya hukuki ve politik süreçten başlamamız gerektiği kesindir. Bugün artık tarihçilerin çalışmalarına imada bulunmaya da gerek yoktur. Soykırım bir gerçektir ve neredeyse tüm dillerde okutulmaktadır. Bunun üzerine daha fazla vakit kaybetmeyelim. Meselenin hukuki ve politik yönüne odaklanalım. Soykırımın tanınması süreci zaten kendi rotasına girdi. Amerika Birleşik Devletleri dâhil tüm ülkeler birer birer Ermeni Soykırımını kabul etmelidir. Günümüzde, 1915 yılında olanların soykırım olduğunu herkes biliyor. Tarihçiler bu konuda zaten verimli çalışmalar yaptılar ve önümüzde hukuki ve politik alanda yapmamız gereken çok daha fazla iş var.

Öncelikle, Türkiye’den neyi talep ettiğimizi netleştirmeliyiz. Ermeni yetkililer bir şey söylüyor, kilise başka bir şey söylüyor, partiler ise tamamen farklı bir şey söylüyor.  Söylenenler ve teklifler birbiriyle çelişmiyorolsa da taleplerimizin kapsamlı, bütünsel ve önceden planlanmış bir alt yapısı olmadığı anlamına geliyor. Burada başka bir soru devreye giriyor, “Buna ihtiyacımız var mı? Taleplerimizi kamusal alanda açıkça ifade etmeli miyiz? Bunu yapmanın bize nasıl etkileri olabilir?”. Bunun üzerine tartışmak ve çalışmak gerek. Ben sadece soruları ortaya koyuyorum. Davamızın nasıl ilerlemesi gerektiğiyle ilgili ve ulaşılması gereken dönüm noktalarıyla ilgili tüm bu sorularım, son derece ciddi ve hassastır ve üzerinde düşünülmesi gerekir. Eğer komisyonun varlığı, sadece etkinlikler düzenlemek ve meseleleri ortaya koymakla sınırlı kalırsa, mücadelemizde yeni bir ivme kazanamayacağımıza inanıyorum. 2015 yılından itibaren Ermenistan’ın katılımı, desteği ve önderliğiyle politik ve hukuki alanda ortak bir çalışmaya geçiş yapmalıyız.

Pan-Ermeni Deklarasyonu tarihimizde bir istisna. Deklarasyondaki hükümlerin hayata geçirilmesini ne kadar gerçekçi buluyorsunuz?

Biz daha çok Komisyonun faaliyetleri çerçevesindeki etkinliklere odaklandık ancak Pan-Ermeni Deklarasyonunun kabulü bir dönüm noktasıydı. Görünüşe göre deklarasyon her şeyi söylemiyor ama en temel ilkeleri içeriyor. Ben bunun önümüzdeki çalışmalara bir başlangıç noktası olarak hizmet edeceğine inanıyorum. Koalisyonun,Eylül ayında gerçekleştireceği toplantıda tüm çalışmaların toparlamasını yapacağını ve planlanmış çalışmaları açıkça belirteceğini umuyorum. Ermenistan ve Diaspora her şeye “Şunu organize ettik ve başarılı oldu” gibi pembe gözlükle bakma eğiliminde. Bu doğru bir davranış değil. Yapılan her şeye “Nerede hata yaptık”, “Nerede başardık” sorularının merceğinden bakılmalı. Bu meselelerdeki görüşlerimi her zaman ifade ettim. Mücadelemiz hukuki ve politik açıdan hassas meselelere de değinmeli ve Komisyon üyelerimiz tekrar gözden geçirilmeli. Komisyonun temsil gücü daha yüksek olmalı ve sırası gelen işleri hep gündeminde tutan uzmanlardan oluşmalı. Aynı zamanda kolektif çalışmaların belirlenip düzenlenmesine ve bakış açılarının uyumuna da ihtiyaç var. Ne zaman Ermenistan’ın söz alıp Diasporanın sessiz kalması gerektiğini ve ne zaman bunun tersi olması gerektiğini şimdi net bir şekilde biliyoruz.

2015 bize bunun nasıl yapılması gerektiğini öğretmedi mi?

Hayır, aslında bu yıl bütün bunları en çok konuştuğumuz yıldı, fakat bu meseleyi dile getirmedik. Girişimlerimiz var olan koşullarımızla çelişmemeli, uyum içinde olmalı.

Ermeni Soykırımı yüzüncü yıldönümünün örgütsel çalışması Ermenistan ve Diaspora’nın yakın işbirliğiyle yürütüldü. Peki, bu sözünü ettiğimiz ilişkilerin ve tüm potansiyellerinin yeniden değerlendirilmesinive yorumlanmasını sağladı mı?

Ermenistan-Diaspora birliği ulusumuzun bitip tükenmeyecek birleştirici kaynağıdır. Birlik derken benzerliği kastetmiyorum. Benzerlik zarar verir. Gerçek bir işbirliği, diğerinin farklılıklarını gözeterek ve saygı göstererek olur. Bu birlik bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı, çatışmaya yol açmamalı ya da bir iç gerilim yaratmamalı, bunun yıkıcı sonuçları olabilir. Farklılıklarla bir uyum yakalanmalı. Ermenistan-Diaspora dayanışması bazen biçimsel ve turistik oluyor. Biçimsellikten kaçınmalıyız. Karşılıklı ziyaretlerin önemini yadsımıyorum ama bu çalışmalar halkımızın günlük yaşamda dayanışmasını güçlendirecek bir biçimde planlanmalıdır.

Turistik ve duygusal girişimlerden uzak durmalı, karşılıklı olarak hem Ermenistan’ın hem de Diasporanın sunabildiklerini kavramalıyız. Ermenistan-Diaspora-Karabağ üçlüsü bunu uyumlu bir şekilde yürütmeli. Son yirmi yıl içinde bu yolda kayda değer bir başarı elde etmiş olsak da bu üçlüden daha yüksek beklentilerim var.

Ermeni Soykırımı yaşandığındaErmenistan henüz devlet olmamıştı. Bugünkü devletimize geçmişe dair hangi derslerimizi taşımalıyız?

Her şeyden önce kendimize inanıp, güvenmeli ve asla herhangi bir yabancı ülkenin gelip bizi kurtarmasını beklememeliyiz. Bazen bazı ülkeler davamız için desteğini sunuyor ama bunlar basmakalıp, geçici ve teorik. Tarih iç birliğimiz, sarsılmaz inancımız ve sağlam irademiz sayesinde geçmişin fırtınaları karşısında nasıl ayakta durduğumuzu göstermiştir. Vatanı güçlü yapan ulustur, vatanımızı güçlü tutmalıyız. Ermenistan bugün dış göç nedeniyle kendi insanlarını kaybediyor. Konumuz göç olmasa da bu sözünü etmemiz gereken olgu. Bazı durumlarda sessiz kalmamalıyız. Ermenistan’ın iç politikasına ilişkin herhangi bir görüş bildirmek istemiyorum ama konu Pan-Ermeni saygınlığı ve önemi olunca mümkün olan sınırlar dâhilinde bir şeyler söylemek ve yapmak istiyorum. Göç şu anda Ermenistan’a büyük zarar veren meselelerden biri. Bu konuda hem Ermenistan’da hem de Karabağ’da konuştum. İnsanlarımızı Ermenistan’da tutmak için neler yapılmalı? Her toplumda olduğu gibi Ermenistan’da da siyasi farklılıklar ve taraflar var. Bu doğal. Ancak Ermenistan için gelişmiş bir ekonomi ve güvenlik konusu kritik derecede önem taşıyor. Vatanımızı güçlü kılan sadece ordumuz değil, aynı zamanda halkımız, ekonomimiz ve birliğimizdir. Diaspora da bu anlamda bir role sahiptir. Karabağ meselesi hepimizin meselesidir. Diasporanın Karabağ’ı daha güçlü kılmak için neler yapabileceğini kavramalıyız. Azerbaycan’ın gözü üzerimizde. Düşmanlarla sarılmış durumdayız ve bu, tüm geçmişimiz boyunca böyleydi. Ermenistan’ın coğrafi konumu çeşitli ülkeler için her zaman bir anlaşmazlık sebebi olmuştur ve bugün de aynı durum söz konusu. Sadece şekil değiştirdi. Bu anlamda bugün Ermenistan-Karabağ ve Diaspora ne yapabilir? Aslında birbirimizden ayrı değiliz. Bizi bunu yapmaya mecbur bırakan, soykırımın failidir. Diaspora olmak bizim kendi tercihimiz değildi. Bizler aynı vatana aitiz ve bu aidiyet halkımız, dostlarımız ve düşmanlarımız için belirgin ve görünür olmalı.

Halkımıza mesajınız nedir ?

Hiçbir Ermeni, soykırıma uğramış bir halkın evladı olduğunu unutmamalı. Bizim davamız kanımızın, soyumuzun davasıdır. Bu zihinsel ve ruhsal özümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Her Ermeni içindeki bu bilinci güçlendirmelidir. Biz Diasporanın varlık nedeni olan, resmi ve dini eğitimimizin bir parçası olmuş özgür ve bağımsız Ermenistan’a sahip olmaya geldik. Bütünsel bir Ermenistan görüşünü hep canlı tutmalıyız. Bu hayatımızın bir parçası olmalı. İdealleri, düşleri olmayan bir ulusun vay haline. Bizim hayallerimiz var ve bu hayaller değerlerimizle birlikte hızla yerine getirilmeli. Hakkımızı talep ediyor olmamız ideallerimiz olduğunun da göstergesidir. Bugün bütünsel Ermenistan düşümüzü gerçekleştirmek için referans alabileceğimiz, Ermenistan’ın güçlendirmemiz gereken bir parçasına sahibiz. Gerçekliğin ve hayalin uyumu halkımızın hayatında özel bir yerde olmalı. Ulusumuzdan beklediğim ve istediğim budur. Bugün, Ermenistan ve Karabağ ile ilgili davamız ve büyük tutkumuz için ulus çapında ve dünyanın her yerinde birleşmeliyiz.


Ermeni soykırımı Tanıma ve tazminatlar

E-bülten

E-bültenimize üye olmak için

"Repair" proje ortaklari

Twitter

Facebook