Ermeni-Türk platformu

Her ay yeni bir tema
Türkiye, Ermenistan ve diasporadan görüşler
Tüm yazılar Türkçe, Ermenice, İngilizce ve Fransızca dillerinde

 

İstanbul Kürtleri: Belirsiz bir kimlik

 
 
 

Başka bir bakış


İstanbul Kürtleri: Belirsiz bir kimlik

Jean-François Pérouse

 

 
Jean-François Pérouse

Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Direktörü

Bu makalede Jean-François Pérouse İstanbul'daki Kürtlerin kimliklerini niteleme  zorluklarına değiniyor. Pérouse'a göre, « doğuştan kürt", ana dili nedeniyle, siyasi-kültürel aidiyet nedeniyle ve/veya kalben Kürt olunabilir. Bu da bu nüfus ile ilgili - net veri ya da anket eksikliği nedeni ile- güvenilir istatistik yapılmasını da zorlaştırmakta ama en çok da aşırı yalınlaştırma ve istatistiki manipülasyonların bir sonucu olan hayaller nedeni ile zor kılmakta. Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Direktörü İstanbul'da tek bir Kürt oyundan söz edilemeyeceğini, kişilerin statüleri ve çeşitli aidiyet ağları doğrultusunda farklı oyların olduğunu da ifade ediyor. Pérouse'a göre tek bir Kürt topluluğundan çok 'geldikleri coğrafi bölgeler, siyasi bağlantılar, tarikat üyeliği ya da neo tarikat üyeliği bağlantılarından dolayı birçok yapısal parça' var.

2015 yılının başında İstanbul metropolünün resmi olarak 14 milyondan biraz fazla nüfusu vardı. Kayıtlı bu nüfusa, kaydı olmayan, gidip gelen, korkunç savaştan kaçan geçici olarak bulunan Suriyeli Kürtler gibi on binlerce kişi ekleniyor. Aslında, farklı bakış açılarına göre 'doğuştan, ana dil sebebi il, siyasi-kültürel aidiyet nedeni ile ve/veya kalben Kürt olunabilir. 1965 yılında yapılan sayımdan bu yana Türkiye ana dil ile ilgili veri sunmadığından ve İstanbul'da Kürt kimliğini savunanlar ile ilgili geniş bir anket mevcut olmadığından, elimizde bir tek doğum yerleri ile ilgili rakamlar mevcut. 2015 yılında İstanbul'a kayıtlı nüfusun sadece üçte ikisi bu il dışında dünyaya gelmişse de, bu oran içinde 'Kürt şehirlerin' oranı yüzde 15'i geçmemektedir.

Hassas hatta imkansız bir sayım

İstanbul'da ikamet eden Kürtlerin menşe bölgelerini içeren resmi Türk istatistiklerinin sonucu olan bu sayım sonu olmayan yorumları da beraberinde getiriyor. Her ikisi de çok sayıda Arapça konuşan nüfus barındıran Şanlıurfa ve Siirt illeri neden entegre edilmiştir? Neden nüfusu içerisinde etnik Kürtlerin bulunduğu Sivas (2009 yılında 736.542 Sivas doğumlu Istanbul'a yerleşti), Erzurum (382.519), Erzincan (302.511), Kars (269.388), Elazığ (141.697) ya da Gaziantep (78.238) yer almıyor? Öte yandan, genellikle 'Kürt' olarak tanımlanan illerde doğmuş olanlar kendilerini böyle kabul etmeyi reddediyor ya da kendini  'Kürt hareketinin' temsil ettiğini ileri sürdüğü topluluktan ziyade Türk siyasi toplumuna ait görüyor.

Ayrıca, bu sayım çoğunluk nüfusun Kürt olduğu illerin dışında doğan Osmanlı döneminin göç mekanı Konya ya da on yıllardır yoğun Kürt göçü alan Adana veya Mersin gibi yerleşim yerlerinde olduğu gibi, Kürtleri ve İstanbul'da doğan ve Kürt kimliklerini talep edenleri dışarıda bırakıyor. Coğrafi olarak Kürt bölgesine yakın Ardahan-Erzurum-Erzincan-Sivas-Elazığ-Malatya-Kahramanmaraş-Gaziantep-Osmaniye hattında ortaya çıkan şehirlerin bahsi bile geçmiyor. İstanbul’a en fazla göç veren Sivas'ta karışık bir nüfus var ve doğu ilçelerinde Kürtçe konuşanlar yaşıyor.

Bir başka deyişle, coğrafi bölgelerine göre ve istatistiki olarak (doğduğu il kriteri) Kürt olanların hepsi etnik olarak Kürt değiller, siyasi olarak ise hiç değiller. Tam tersine, etnik olarak Kürt olanların hepsi siyasi olarak Kürt olmadıkları gibi, siyasi olarak Kürt olanların hepsi (İstanbul'da doğmuş ikinci ya da üçüncü nesillerin durumunda) coğrafi olarak Kürt değil. Kürt olma modaliteleri karıştırıldığı sürece, tahmin, karışım, propaganda, saf iyimserlik ya da gönüllerde yatan aslan kavramlarında çakılı kalacağız. (Bu İstanbul'da olduğu kadar Türkiye genelinde de geçerli).

Öte yandan, İstanbul'daki Kürtler bir Kürt şehrinde doğmuş olarak kaydedilenler ile sınırlı değil. İstanbul iş piyasası fırsatını ya da eğitim ve sağlık gibi ülkenin geri kalanında eşit olmayan fırsatları değerlendirmek isteyerek geçici olarak gelen Kürtlerde var. - Eğitimlerinin parasını ödeyebilmek için İstanbul'u ekmek kapısı gören- kimisi genç bu Kürtler inşaat, sokakta perakende satış, imalat/nakliye, hamallık ya da konfeksiyon gibi korumasız alanlarda istihdam ediliyorlar. İşlerinin doğası gereği, yaşadıkları yerlerin koşullarının kötü  olmasından dolayı ve Kürtçe dilini sistematik olarak kullanmaları nedeniyle sosyal görünürlükleri çok fazla.

Nesillerin göçü ve çatışması

İstanbul'a Kürt göçünün tarihçesi eskilere dayanıyor. Eşraf, din adamı, asker ya da öğrencilerin dolaşımı XV. yüzyıla kadar uzanıyor. Yakın zamanlı tarihe bakacak olursak, İstanbul'daki çok sayıda vatansever derneğinin kurulması kronolojisi ışığında, iki dalga dikkat çekiyor. Birinci dalga 1950-1970 yılları arasında ve Malatya, Sivas, Tunceli, Erzincan, Kars veya Erzurum gibi kuzey ve batıdaki Kürt şehirlerini kapsıyor. İkinci dalga ise 1980'li yılların sonuna doğru başlayıp 2000'li yıllara kadar devam ediyor.  Bu dalga, 1984 yılından itibaren- PKK'nın silahlı eylemlerine başladığı ve 'güvenlik gerekçesi ile' güvenlik güçleri tarafından binlerce köy ve mezranın boşaltıldığı, doğrudan ya da dolaylı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgeyi istikrarsızlaştırıp yasa boğan şiddet olaylarına bağlı dalga.  'Zorunlu göç' adı verilen bu ikinci dalga, daha çok Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt illerinin merkezini ve çevresini (Siirt, Batman, Şırnak, Diyarbakır, Mardin, Van ve Bingöl) kapsasa da, Tunceli gibi bir önceki dalgadan etkilenenleri de hariç bırakmadı. Bu dalga İstanbul'da hem daha görünür hem de daha istikrarsız ve yaşanan travmalar dikkate alındığında genellikle daha siyasi bir Kürt mevcudiyetini besledi. Daha çok kırsal kesimden gelenlerin yarattığı bu dalga, baskın oldukları yerlerde Kürt nüfusu karakteristiğini ön plana çıkardı: yüksek doğum oranı.

Makro-kimlikler, mikro-kimlikler ve bölgesel yoğunlaşma eksikliği

Yakın dönemde iş ya da konut nedeni ile göç edenlerin durumunda, belli bir etkililik yaratabilmek için çok geniş ve anlaşılmaz varsayılan kimlik ağlarından ziyade –köy veya il temelli- ortak köken ağları kullanılıyor. İstanbul’un “Kürt topluluğu” parçalara bölünmüş kaynaklara erişmek üzere günlük hayat mücadelesi veriyor.

Duruma mikro-kimlikler açısından ve doğum yeri ile ilgili istatistikler açısından – yani sadece coğrafi olarak Kürtlere- bakıldığında, İstanbul’un her ilçesinin farklı bir profile sahip olduğu görülüyor. İstanbul nüfusu içerisinde, Kürtlerin köken olarak bölgelerinin İstanbul’daki ilçe bazında dağılımına bakıldığında nüfus yoğunluğu ilçelere göre değişkenlik gösteriyor: Sultangazi ilçesinde Adıyaman (İstanbul dışında dünyaya gelmiş ve o bölgeye  kaydolmuş yüzde 7,4), Sultanbeyli’de Bingöl (yüzde 4.1), Esenyurt’ta Ardahan (yüzde 7.4), Arnavutköy’de Muş (yüzde 5.4), Zeytinburnu’nda Mardin (yüzde 6.5), Başakşehir’de ise Malatya (yüzde 6.3), Bitlis’te (yüzde 5.4) ve Iğdır’da yüzde 5.1).

Sonuç olarak, yalınlaştırma ya da karışım pahasına belli bir Kürt mahallesi olduğunu savunanların hoşuna gitmeyecek olsa da, İstanbul’da bırakın bir Kürt mahallesini bir Kürt ilçesi bile yok. Yeniden bir araya getirme mantıkları etnik ötesi; genellikle yerleşim tarihinin ne kadar eski olduğu ile ile bağlı sosyo-ekonomik konum farklılıkları daha belirleyici gibi. Öte yandan, İstanbul’un Çukur, Bülbül, Şehitmuhtar veya Tarlabaşı gibi bazı mahalleleri Kürt mevcudiyeti açısından daha sembolik mahalleler. Örneğin Kürt hareketinin önemli kültürel ve siyasi kuruluşları Beyoğlu bölgesindeki Tarlabaşı’nda bulunmaktadır: Mezopotamya Kültür Merkezi ve Halkların Demokrasi Partisi, HDP merkezi. Öte yandan bu “Kürt mahallelerinin” oluşumuna neden olan demografik ya da seçim gerçeklerinden çok medya kutuplaştırmasıdır.

Kürt oyu ve siyasetinin yokluğu

Tek bir Kürt oyundan çok, kişilerin statüleri ve ait oldukları farklı gruplara göre farklı oylardan söz edilebilir. “Coğrafi” olarak tanımlanan Kürtlerin çoğunluğu Kürt hareketinin çıkardığı partilerden farklı partileri destekliyorlar. İstanbul’un 39 ilçesinde, etnik ve coğrafi Kürtlerin bulunduğu bölgelerdeki belediyeler, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) belediyeleri.

Siyasi oluşumlar İstanbul’un ulusal seviyede nihai sonuçlarda belirleyici ağırlığının bilincinde olduklarından büyükşehir çalışmalarına önem veriyorlar. HDP’nin stratejisi coğrafi ya da etnik olarak Kürt olmayan ama “gönülden Kürt” olanlara hitap etmek. 10 Ağustos 2014 tarihli cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki sonuçları, HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ın, Adalar (yüzde 13.8) gibi Kürt nüfusunun düşük olduğu ilçelerde önemli sonuçlar elde ettiğini gösteriyor. Bu çerçevede, yasal Kürt partileri, – dil, tarih, doğduğu toprak gibi ortak özellikleri yücelterek- (hayali kurulan) “Kürt topluluğu”nu memnun etme endişesi ile bir süredir etnik temelli bölünmüşlüğü ve Türkiye’deki tüm partilerde olan iller ölçeğinde planlanmış dayanışma ağlarını araçsallaştırma eğilimini aşarak, daha geniş bir siyasi topluluğa hitap etme endişesi arasında kalıyor.

Aynı zamanda, etnik ve coğrafi olarak tanımlanan Kürtler, devlet dışı dini ifadelerde önemli bir rol oynamaya devam ediyorlar. Ekim 2014’te, - Suriye kenti Kobani’de IŞID güçlerine karşı müdahale etmeyi reddeden Türk hükümetinin politikasına karşı yapılan gösterilerde, Fransız hiciv dergisi Charlie Hebdo’ya karşı yapılan gösterilerde olduğu gibi, (coğrafi ve dil anlamında) aslında Kürtler tarafından harekete geçirilen minik İslamcı gruplar, siyasi hareketin temsilcisi Kürtlere ya da bunların sembollerine yönelik ateş açmışlardı. Kürt bölgesinin, Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllardan bu yana on yıllardır devam eden din karşıtı politikaları süresince tarikatçı İslam’ın kutsal mekanı olduğu biliniyor. Dindara karşı Kürt sadakatı İstanbul’da çokça hissediliyor ve laik ortamlarda bazı kuşku söylemlerini besliyor. Bir başka deyişle, İstanbul’daki Kürt hareketinin en korkunç düşmanları, tıpkı Türkiye’nin geri kalanında olduğu gibi etnik ve coğrafi tanıma giren Kürtler.

Damgalanmanın sonu ve kimliğini ifade etme

Kendini eski İstanbullu olarak tanımlayan ve iç göç nedeniyle konumlarını tehdit altında görenler ve üstün bir Türk kimliğini savunan İstanbullular, “Doğulu” hatta “esmer tenli” olarak tanımladıkları Kürtleri, hep göçmen olarak gördüler. Yakın zamanda gelmiş  ya da iş, konut ve gelir anlamında istikrarsız olan coğrafi olarak adlandırılan Kürtlere yönelik ayrımcılık ve damgalama biçimleri hala dikkat çekmektedir. Ancak,  çoğunluğu karışık bir toplum olan ve bunun daha da fazla bilincinde olan Türkiye’de herhangi ırkçılıktan söz etmek mümkün değil. Öte yandan, 2011 yılından bu yana devam eden Suriyeli göçmen akını “Kürt olmayanların” Türkiye Kürtleri hakkındaki algılarını da değiştirdi. Mesafe duygusu yön değiştirdi. Bu duygu artık Suriyeli göçmenlere yönelerek, yurttaş Kürt göçmenleri kendilerine daha yakın gösterdi.

Öte yandan, yıllar içerisinde, entegrasyon ve asimilasyon mekanizmaları nedeni ile, 1980’li yılların sonundan beri yürütülen açılım politikaları sonucunda, ilk göç dalgaları İstanbul melting-pot’una kaynadı. Eğitim ile sosyal sınıf atlama, şehir ekonomisine ve sistemin partilerine –başta 2002 yılından beri AKP’ye- dahil olma etnik ve coğrafi denilen Kürtlere yönelik algılanan benzersizliğin yok olmasına katkı sağladı. Bu özelliğin yerini ise hak iddia edilen ve üstlenilen bir benzersizlik aldı. Birçok bakımdan İstanbul Türkiye’deki Kürtlerin pozitif kimlik ifade etme sürecinde önemli bir laboratuvar oldu. 1990’lı yılların başından bu yana, Batı Avrupa ülkelerindeki göçmen Kürt toplulukları ile yakın ilişkide olan İstanbul, sanatta ve siyasette kimliklerin yenilenme merkezi oldu.  Dernekler, vakıflar ve enstitüler bu yeniden kimlik oluşturma ve hak iddia etme sürecini ileri taşıdılar ve köklerini yeniden keşfetme ve gururla sahiplenme sürecini kolaylaştırdılar.

Tek Türk ulusu anlatısı ile uzun yıllar ezilen Kürtçe dilleri ve kültürel anlatımlara yönelik miras seferberliğine çoğulcu yerel ve ulus ötesi tarih yazma çabaları eklendi. Yayınevlerinin yanı sıra dergiler ve sanatsal anlatım mekanları açılmaya başlandı. 2000’li yılların başından itibaren, İstanbul Kürt kültürünün ana yenilenme merkezi olarak istisna olmaktan çıktı. Bu çok biçimli kimlik uyanışı bir anlamda ülke geneline yayılarak neredeyse sıradanlaştı. İlkbaharın ilk gününe işaret eden 21 Mart’ın yeni yıl olarak kutlandığı Nevruz’un en önemlisi kabul edildiği Kürtlerin artık topluluk ritüelleri ve bir kutlama takvimi var. İstanbul’daki kutlamalar, yüzbinlerce kişiyi bir araya getiren Kürt hareketinin ana kutlaması ve genelde rakip kabul edilen çok sayıda Kürt kuruluşlarca düzenlenen kutlamalar ile genelde ikinci göç dalgası sonrası yoğunluğun olduğu bölgelerde güvenlik güçlerinin bastırdığı- spontane kutlamalara bölünür.

Kimlik ayrımı ile büyükşehir belirsizliği

İstanbul’da bir Kürt topluluğu yok, ancak ender durumlarda ya da bir emirle sadece anlık olarak aynı yöne yönelecek, coğrafi köken, siyasi yakınlık, tarikat ve yeni tarikatlara aidiyet kaynaklı birçok yapılanmış parçalar var.

İstanbul birçok açıdan Kürt entegrasyonunun Türk sistemi içerisindeki en göze çarpan örneklemesidir. Türk vatandaşı Kürtler, büyükşehrin siyasi, kültürel ve ekonomik hayatına eksiksiz katılmaktadırlar. Bu, İstanbul’un siyaset, kültür ve ekonomi piyasalarında sözü edilen Kürt kimliklerinin yeniden icat edilmesi ya da muhafaza edilmesi için bir laboratuvar rolü oynamasına da engel olmamaktadır. Ama bu iki dinamik birbirleri ile uyumsuz değildir.

“İstanbul Kürtleri” çalışması topluluk yapmaya eğilimli dinamikleri dikkate aldığı kadar bu nüfusu rahatsız eden farklılaştırma ve ayrım dinamiklerini de dikkate almalıdır. Kürt topluluğu -az çok iyi niyetli- aşırı yalınlaştırma ve istatistiki manipülasyonlar pahasına  ya da büyükşehrin günlük gerçekliği ilkesi ile durmaksızın bozulan birleştirici hayallerin sonunda var oluyor.

 

kimliği

E-bülten

E-bültenimize üye olmak için

"Repair" proje ortaklari

Twitter

Facebook